Sürekli Kaygı Halinde Olmak: Zihnin Görünmez Yükü
Yeni Bir Keşif
Tahmini okuma süresi: 2 dakika.
Tüm hakları saklıdır. © Ruhen.


Kaynak: Pixabay/Pexels
Günlük yaşamda çoğumuz kaygıyı yalnızca olumsuz bir duygu olarak niteleriz. Yorucu, terletici, işleri zorlaştırıcı ve her zaman kaçınılması gereken bir duygu gibi canlanır zihnimizde. Aslında kaygı, insan zihninin en temel koruyucu mekanizmalarından birisidir. Olası tehlikelere karşı bizi uyarır, hazırlıklı olmamızı sağlar, uyum sağlama becerilerimizi aktifleştirir ve çoğu zaman hayatta kalmamıza hizmet eder.
Bazı zamanlarda kaygı geçici bir sinyal olmaktan çıkar ve zihnin arka planında sürekli çalışan bir alarm sistemine dönüşür. Bazı zamanlarda kaygı geçici bir sinyal olmaktan çıkar ve zihnin arka planında sürekli çalışan bir alarm sistemine dönüşür. Bu durumda kaygı koruyucu ve işlevsel olmaktan çok yıpratıcı bir hale bürünür. Değerli okuyucularımız için özenle hazırladığımız bu metinde, kaygı ile onun işlevsel ve işlevsel olmayan bazı etkilerini ele almayı amaçladık.
Kaygı Döngüsü
Bazı zamanlarda günlük yaşamımızda belirgin bir tehdit olmamasına rağmen zihnimizde sürekli bir huzursuzluk, tetikte olma hali ve bir şey olacakmış hissi deneyimleyebiliriz. Bu durum çoğunlukla içinde bulunduğumuz ana odaklanamayıp, geleceğin belirsizlikleri içerisinde dönüp dolaşıyor olmaktan kaynaklanır.
Hatta bu kaygı keyifli anlarımıza dahi eşlik edebilir. Rahatlamak amacıyla bulunduğumuz zevkli bir aktivite sırasında ya da kalabalık bir arkadaş grubu içerisinde zihnimizde olası olumsuz senaryolar anın keyfini çıkarmamızı engelleyebilir. Bu durum ne yazık ki kendimiz hakkında olumsuz çıkarımlarda bulunmamıza yol açabilir. "Rahatlamak için geldiğim bu yerde, her şey yolundayken neden böyle hissediyorum?" gibi düşünceler tam da bu çıkarımlara hizmet eden düşüncelerdir. Bu da tahmin edeceğiniz üzere kaygı döngüsünü besler.
Ayrıca uzun süreli kaygı, üzgün hissedilen dönemleri daha da zorlayıcı bir deneyim haline getirebilir. “Bu üzgün halin içerisinden hiç çıkamayacak mıyım, bu durum hep benle mi kalacak?” gibi kaygıyı pekiştirici sorular ile umutsuzluk gibi duygular pekişir. Bu gibi senaryolar kendisini uzun süren depresif dönemlere dönüştürebilir. Bu gibi durumlarda psikolojik destek almanın önemi giderek artar.
Kaygının Bedensel Etkileri
Bu kaygı türü yalnızca duygusal yoğunluk olarak deneyimlenmez, bedenimizde de çeşitli belirtiler hissedebiliriz. Uzun süreli kaygılar günlük yaşamda bizi sürekli tetikte tutar ve bu durum sinir sisteminin gevşemesini zorlaştırır. Kaslarda gerginlik, çene sıkma, mide problemleri ve uykuya dalmakta zorlanma bu durumun yaygın bedensel yansımalarıdır. Tüm bunlar sonucu kronik yorgunluk, öfke hali, üzgünlük, huzursuzluk ve odaklanma problemleri gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Birey, bu belirtilerin nedeninin kaygı ile ilişkili olduğunu fark etmekte zorlanabilir.
Kaygı kaynaklı bedensel belirtiler yalnızca bahsettiklerimiz ile sınırlı değildir. Hekim onayı sonucu bu bölgelerde organik bir doku hasarı, hastalık ya da herhangi bir tıbbi durum/tanı olmadığı belirlendiği taktirde, belirli bedensel belirtilerin kaygı ile ilişkili olabileceği düşünülebilir. Her birimizin vücudunda farklı kaygı bölgeleri olabilir. Bu bölgelerde kaygı kendisine yer bulabilir ve var olduğu hissedilebilir.
Kaygı Ne Yapıyor?
Sürekli kaygıyı fark etmenin önemli yollarından biri, zihinden geçen düşüncelerin gerçekten ne işe yaradığını gözlemlemektir. Zihin çoğu zaman kaygıyı “seni hazırlıyorum” diyerek meşrulaştırır. Örneğin yaklaşan bir toplantı öncesinde yapılacakları planlamak, not almak veya olası sorulara hazırlanmak yapıcı bir hazırlıktır, bu düşünceler somut bir eyleme dönüşür ve kişiye ilerleme hissi verir. Buna karşılık döngü içerisinde olan bir kaygı, aynı senaryoları tekrar tekrar zihinde canlandırır ancak yeni bir adım üretmez. “Ya yanlış bir şey söylersem?”, “Ya yeterince iyi olmazsam?” gibi düşünceler, saatlerce zihni meşgul edebilir ve bu süreç sonunda kişi kendini daha hazır değil, daha gergin hisseder.
Kaygı bir özellik değil, bir süreçtir; öğrenilmiş düşünce kalıpları ve sinir sistemi tepkilerinin birleşiminden oluşur. Bu da onun dönüştürülebilir olduğu anlamına gelir. Zihnin her düşüncesinin gerçeği yansıtmadığı, her bedensel alarmın gerçek bir tehlikeye işaret etmediği fark edildiğinde, kişi kaygıyla arasına mesafe koymaya başlayabilir.
Sürece Güven ve Destek
Günlük yaşamınızı olumsuz etkileyen duygular ya da durumlar hakkında desteğe ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız bir psikolog ya da psikiyatristten destek almak faydalı olabilir. Profesyonel dokunuş, değişim sürecini daha sağlıklı ve güvenli bir şekilde yönetmenize yardımcı olur; çünkü bu yolculuk, tek başına yürümek zorunda olduğunuz bir yol değildir. Unutulmamalıdır ki, bu yazı yalnızca farkındalık kazandırmayı amaçlamaktadır ve herhangi bir tanı veya tedavi niteliği ya da iddiası taşımaz.
Ruhen'de Daha Fazla
Ön sevişme, cinsel ilişkinin doğal ve keyifli bir parçasıdır. Bu bölümde, önemini ve etkilerini inceleyeceğiz.
Kendi kendimizi neden bu kadar acımasızca yargılıyoruz? ... Çünkü o iç sesin, düşündüğünüzden...
Depresyon, yalnızca ruh halini değil bedenin enerjisini de tüketebilir. Bu yazıda, zihinsel ve fiziksel yorgun...




